| Ben, sıcakkanlı, alçakgönüllü, yerine göre kalender, hoşgörülü, kimi zaman aşırı duyarlı , ama her zaman sevgi ve şefkat dolu , iyi niyetli bir insanım. Daha doğrusu böyle olduğumu sanıyorum. Büyüklerime saygılıyım. Küçüklerimi de severim. Bu duygularım karşılık görmediğinde ise çabuk kırılırım. Çabuk kırılabildigim gibi çabucak ta barışırım. Yeter ki karşımdaki insan iyi niyetini göstersin ve telafisi için bir şeyler yapsın . Duygularımın temelinde hiç bir zaman kötü niyet yoktur. Kindar değilim. Daima barış ve uzlaşmadan yanayım. Karşımdaki insanların fikirlerine ve inançlarına saygı gösteririm. Tabii ben de aynı şeyi beklerim. Kişiliğime, onuruma ve ilkelerime yönelik konular dışında kavga etmem. Lise yıllarımdan kalan bir defterimde şu notu buldum:“Kavgayı,ancak meşru bir müdafaa aracı olarak kullanmak gerekir.” Geçen elli yıldan sonra , hala , aynı şekilde düşünmeğe devam ettiğimi söyleyebilirim.
Duygusal bir insanım. Sevincim, mutluluğum, üzüntüm ve kederim, hatta bunların derinliği yüzümden okunur. İki yüzlülük yapamam, hoşlanmadığım şeyleri belli ederim. Sevemediğim insanların yüzüne gülerek bakamam. Çevremle aramda belli bir çizgiyi koruma ya çalışırım. Bu yüzden, arkamdan kibirli olduğumu söyleyenler bile olmuştur. Hiyerarjik düzene saygılıyım. Ancak, ister idari, ister siyasi olsun, kişiliğime ve görevime yönelik baskılara ve haksızlığa boyun eğemem. Bu durumlarla ilgili çok mücadelem oldu. Zaman zaman da atak denilebilecek çıkışlar yapmak zorunda kaldım. Hayatımın her döneminde doğru bildiğim şeyler için yılmadan savaştım.
Gerçek bir doğa hayranıyım. Bitkileri, hayvanları , dağı, ormanı, denizi, balıkları ve kuşları çok severim. İnanılması zor ama , yılana bile sevgiyle bakarım. Elime geçen her bitkiyi evimin bahçesine diktiğimden , bahçe adeta bir botanik bahçesine dönüştü. Bahçeme aynı gün iki çınar fidanı dikmiştim.Diktiğim fidanlardan birinin erken filizlendiğini görünce, ödüllendirmek amacıyla onu öptüm. İkisini de aynı gün diktiğim ve bakımlarını aynı ihtimamla yaptığım bu fidanlardan, erken filizleneni bunu hak etmişti. Uzaktan beni izleyen eşim; “Ne yapıyorsun, etraftan görenler seni deli sanırlar.” dedi. ”Önemli değil” diye yanıtladım. Şimdi, o da benim gibi bitkileri öpüyor ve zaman zaman onlarla konuşup iltifatlarda bulunuyor, açtıkları güzel çiçekleri veya meyvaları için onlara teşekkür ediyor. Bahçemizdeki “Sikas” şimdi yirmi beş yaşında. Aldığımda, saksı içinde ancak bir karış boyundaydı. Ailece onu sevgiyle büyüttük. Bize birçok yavrular verdi. Eşimize dostumuza armağan ettik. Bana göre Antalya’nın en güzel sikası odur. Köpeğimiz “Dufi” ise sanki dördüncü bir çocuğumuz gibi. Yedi numara Rus Terrieri kırması. Hepimiz onu çok seviyoruz. O da şımarık hareketleri, duygulu bakışları ve şaklabanlıklarıyla,adeta, bu sevginin karşılığını vermeğe çalışıyor.
Kalender denilebilecek bir yapıdayım. Büyükle büyük, küçükle küçük olurum. Herkesle arkadaşlık ederim. Bana göre, kötü sayılan insanların bile mutlaka iyi bir yönü vardır. Ben insanların bu yönlerine bakarım. Herkesten birşeyler öğrenebilirim. Yaşlılara, bir gün onlar gibi olacağımı düşünerek çok değer veririm. Yaşlı hastalarımı kapıya kadar uğurlarım. Uğurlama sırasında ellerini öptüğüm de olur. Yoksullara karşı merhametliyim. Kendi olanaklarım içinde onlara elimden gelen yardımı yapmağa çalışırım.
Halimden şikayetçi değilim. Daima tanrıya şükrederim. Ama, insanlara gönlümün istediği ölçüde yardımcı olamadığım için üzülürüm. İşsizlere iş sağlayacak, yoksullara maddi destek olabilecek bir maddi güce ve olanağa sahip olmak isterdim. Sahip olduğum özelliklerim itibariyle, büyük bir şairin şu dörtlüğünün, beni tanımlamaya yardımcı olacağını sanıyorum:
“Kalendermeşrebim, minnetim yoktur.
Semalarda uçan meleği sevmem,
İzzet-i-nefsime hürmetim çoktur,
Öpülmek istenen eteği sevmem.”
Kalender oluşum kadar, mükemmeliyeti de arayan biriyim. Yürüdüğüm yoldan, komşunun bahçesine kadar, her şeyin mükemmel olmasını isterim. Bereket, müşkülpesent değilim.Genellikle, mükemmeli arayanlar mutsuz olurlar. Bense, kolay mutlu olabilen biriyim. Her şeyin iyi yönlerini görmeğe çalışır, sahip olabildiklerimle yetinmesini bilirim. Bu özelliklerimle belki de ben bir “Polianna” yım.
Seyahati çok severim. Türkiye’nin, sekiz ili dışında tamamını ve birçok ilçe merkezini gördüm. Avrupa’nın önemli şehirlerini de gezdim. Ancak, ben daha çok doğa güzelği olan küçük yerleri tanımak istiyorum. Bunun için de bir karavan alarak, onunla seyahat etmenin daha güzel olacağını düşündüm. Karavanı aldım, ama isteğimi gerçekleştiremeden zararına satmak zorunda kaldım. Çünkü bunun için gerekli zamanı bulamadım.
Fotoğraf çekmek te hobilerim arasında. Gençlik yıllarımda fotoğraf makinem elimden düşmezdi. Çektiğim fotoğraflarla sergi açmak ve yarışmalara katılmak isterdim. Maalesef, iş yoğunluğu bana böyle bir fırsatı vermedi. Klasik ve Türk Sanat Müziği hayranı olarak iyi bir dinleyiciyim.
Zamana çok değer veririm. Boş geçen zamanıma acırım. Bu nedenle, yaşamımın her anında bir şeyler yapmaya alışmışımdır. “Boş duracağına, bedava çalış” sözü benim hayat felsefem olmuştur. Ücret aldığım hastalar kadar, ücretsiz baktığım hastalarım vardır. Onlardan, daha çok kazanç sağladığıma inanırım. Çünkü dost kazanmak, para kazanmaktan daha güzeldir. Hem böylece, bir nebze olsun topluma olan borcumu ödeme fırsatı bulmuş oluyorum.
Randevularıma sadığım. Çok önemli bir şey olmadıkça randevularım aksamaz. Çünkü, bu, insanların kişiliğinin ve sorumluluk duygusunun ifadesidir. Bir yerde, insanların miyarı ve ölçüsüdür.
Elimden geldiğince hiç kimseyi incitmemeye ve kırmamaya çalışırım. Bunun yanında, prensiplerimden ödün vermem.” Davranışlarımda ılımlı, prensiplerimde katıyım.” İdarecilik hayatımda karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişki içinde olmaya çaba göstermişimdir. Çünkü bu çeşit bir ilişki kalıcı olur. Sertlikle sağlananlar ise, insanları başarılı sonuçlara götürmezler ve çabuk kaybolurlar.
İyimser bir insanım. Temel felsefelerimden biri “Bir şeye nasıl bakarsan öyle görürsün” olmuştur. Bu , iyimserliğimin ifadesi olup bu duygularımı elimden geldiğince başkalarına da aşılamak isterim. Özellikle , bu konudaki öğütlerim , kendisini kötümserliğe kaptırmış olan hastalarımın iyileşmesinde yardımcı olur. Hastanede çalıştığım dönemlerde , bu durumdaki hastalarımı alır , pencerenin önüne götürür , ona, “Karşıda neyi görüyorsun?” diye sorardım ... Çoğu kez , o kişi , amacımın ne olduğunu anlamaz ve bana yanıt vermekte zorlanırdı . Bunun üzerine , cevabı ben verirdim: “Bak, sen şu harabe binayı , şu çöplüğü görüyorsun , çünkü onlara bakıyorsun . Oysa ki, şu yemyeşil bahçe , güzelim ağaçlar , rengarenk çiçekler , pırıl pırıl ve masmavi bir gökyüzü var . İşte ; onlara bakmayı ve onları görmeyi öğrenmelisin.” |